Beş yıldır manşetlerden düşmeyen Suriye iç savaşı hakkında kafa karışıklığı yaşamanız normal karşılanabilir.

Savaşın sonuçlarını hesaplamak çok da zor değil: 400.000 insan öldü, milyonlarcasını evinden ayırdı, İslam devletine zemin hazırladı ve yabancı güçleri içine çekti. Neden ve nasıl olduğunu anlamak asıl zor olan kısım. Savaşın özü, günden güne değişen detaylarını anlamaktan daha zor hale gelmiş durumda.

Suriye iç savaşının temelleri bu savaşı anlamaktaki en kritik nokta fakat bu temeller ilk başta göründüğünden çok daha kompleks bir hal aldı. İşte bu savaş hakkındaki bazı temel sorulara cevaplar, anlaşmazlığın kökeni, mülteci krizi ile ilişkisi ve İslam devletinin yükselişi.

1.Suriye İç Savaşı Nedir?

Bu savaşı birbirine girintili dört anlaşmazlık şeklinde düşününce daha mantıklı bir hale geliyor.

Ana anlaşmazlık Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’a bağlı olanlar ve ona karşı çıkanlar arasında. Zaman içerisinde bu iki taraf içerisinde yerel ve yabancı savaşçılardan oluşan milis kuvvetlere bölünmeler oldu ama temel anlaşmazlıkları Esad hükümetinin devam edip etmeyeceğiydi.

Bu durum ikinci bir anlaşmazlığa sebep oldu: Suriye’nin etnik Kürt azınlığı bu kaos ortasında silahlandı. Buradaki Kürtler fiili olarak küçük bir ülke oluşturdu ve – Kürtleri cihatçı gruplara karşı müttefik olarak gören ABD’nin de desteğiyle – gitgide alan kazanarak büyüdü. Daha Esad Kürt gruplarıyla savaşmaya odaklanmamışken kendi Kürt azınlığı ile problem yaşayan komşu Türkiye ile karşı karşıya geldi.

Üçüncü anlaşmazlığı cihatçı gruplar arasındaki sürtüşmeden doğan İslam Devleti (IŞİD) oluşturuyor. 2014 yılında Suriye ve Irak’ta büyük alanlar ele geçiren IŞİD topraklarında halifeliği ilan etti. Bu grubun hiçbir müttefiği bulunmuyor ve aynı zamanda bölgedeki diğer aktörlerin hepsi ile çatışma içerisinde.

Dördüncü ve en kompleks anlaşmazlık ise istikrarlı bir şekilde artan yabancı müdahaleler. Esad İran, Rusya ve Lübnanlı militan grup Hizbullah’tan hayati destek alıyor. İsyancılar ise ABD ve Suudi Arabistan gibi petrol zengini Arap ülkeleri tarafından destekleniyor. Bu yabancı güçlerin hepsinin kendi gündemleri var ama bunları Suriye’deki şiddeti alevlendirerek izliyorlar ve savaşı kalıcı hale getiriyorlar.

2. Savaş Nasıl Başladı?

Görünüşte savaş 2011’de Arap Baharı ile başladı. Suriyeliler bölgedeki diğer halklar gibi otoriter hükümete karşı barışçıl biçimde ayaklandılar. Beşşar Esad şiddetle sıkı önlem aldı. Topluluklar silahlanıp savunmaya geçtiler ve sonradan iç savaşa dönecek şekilde karşılık verdiler. Bazı askerler isyancılara katıldı ama savaşı kazanabilecek düzeyde değil.

Fakat sadece bu durum Suriye’nin parçalanmasını açıklamıyor. Şu an gözüküyor ki hükümet daha o zaman özünde tutarsız ve şiddete yatkın olacak seviyede zayıftı.

Hükümet azınlık bir grubun elindeydi. On yıllarca, Suriye’nin dindar ve etnik kesimleri daha fazla politik önem kazandı ve bu durum hükmeden azınlığı korkutup reaktif yaptı. Esad’ın askeri ve güvenlik güçleri arasında güçlü desteği vardı fakat geniş nüfus desteğinin olmaması, şiddeti onun için daha cazip kıldı. Küresel ısınmanın doğurduğu kuraklıklar sebebiyle köylerden şehirlere göç eden Suriyeliler bu problemi daha da derinleştirdi.

Savaş, başladıktan sonra çeşitli dış faktörlerle daha kötü bir hal aldı. Komşu Irak’ta on yıllık savaşla güçlenen radikal gruplar Suriye’ye akın etti. Irak’ın 2011 ve 2012’deki politik problemleri İslam devleti için yer açmış oldu. Bu süre zarfında Suriye, İran ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel güç mücadelesine sürüklendi.

3. Hangi Ülkeler Dahil Oldu ve Neden?

Beş ülke farklı gündemiyle Suriye’de büyük rol oynuyor. Bunların müdahaleleri savaşı daha da kötüleşen bir çıkmaza soktu.

İran ilk olarak Esad’ı destelemek adına malzeme ve asker gönderdi. Lübnan’a ve dolayısıyla Hizbullah’a ulaşımı, Tahran’ın bölgesel etkisi ve nükleer silahından çekindiği İsrail’e karşı denge sağlayabileceği bir grup olarak görmesi açısından Suriye, İranın bölgesel stratejisinde kritik bir noktaya sahip.

İran etkisine karşı olarak ve daha dost hükümetin Esad’ın yerine geçmesi umuduyla Suudi Arabistan isyancılara yardım etti. On yıllarca rakip olan İran ve Suudi Arabistan bölgesel hakimiyet için soğuk savaş içerisindeler. (Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer Arap devletleri de isyancılara yardım etti.)

İran ve Suudi Arabistan arasındaki mücadele birkaç sebepten ötürü kızıştı: İran’ın artan gücü; 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin’in çöküşüyle açılan bölgesel güç boşluğu; Arap Baharı ile oluşan politik boşluklar; Suudi Arabistan’ın savaş yanlısı yeni kralı; Suudi Arabistan’ın daha az düşmancıl olacağından çekindiği ABD’nin İran tutumu.

ABD Suriye’nin isyancılarına silahlar akıtıyor. Bunu ilk başta uzun zamandır düşmanı olan Esad’a karşıtlığından ötürü yaparken sonradan bu grupları IŞİD karşısında savaşmaya cesaretlendirmek için yaptı. ABD ayrıca IŞİD’e karşı Kürt gruplarını da silahlandırdı.

Türkiye, Esad rejimini zayıflatmak ve belki de devirmek adına Suriyeli isyancılara koruma sağladı ve yer açtı. Daha sonra sınırları içerisindeki Kürt isyancı grupları da güçlendirir çekincesiyle Suriye’deki Kürt gruplarına karşı hakeret etti.

Rusya başından beri silah satarak ve Birleşmiş Milletler’de diplomatik kılıf sağlayarak Esad’ı destekledi. Suriye, Rusya’nın son kalan müttefiklerinden biri ve Moskova’nın, yıkılan Sovyetler Birliği dışında tek askeri birliğinin bulunduğu yer. Esad’ın gücünü kaybettiği bir zamanda (2015) Rusya güçleri araya girdi.

4. Savaş Neden Bu Kadar Kanlı?

Her kesimde vahşet mevcut fakat Esad’a bağlı güçler en vahşi olanı. Çünkü hükümet çok zayıf – destek üssü küçük ve çok sayıda askerden firar vakası oldu – Esad şiddet yoluyla halkı itaat etmeye mecbur bırakarak kontrolü tekrar ele geçireceğine inanıyor. Bu yollara kimyasal silahlar, varil bombaları ve açlık da dahil.

Çünkü ne Esad ne de isyancılar savaşı kazanacak kadar güçlü değil, muharebe sınırları bir ileri bir geri gidiyor, binlercesini öldüren yıkım dalgaları oluşuyor ama hiçbir tarafa yarar sağlamıyor.

Dış müdahaleler değişen cepheleri daha kanlı hale getirdi ve yenişememe durumunu daha da derinleştirdi. Sonuç olarak bütün bu şiddet, savaşın altında yatan dinamikleri ayırmadan daha fazla Suriyeliyi öldürüyor.

Yıllardır süren kaos Suriye’deki temel düzeni bozdu. Çoğu uzun süren iç savaşlarda olduğu gibi milis kuvvetler boşluğu doldurdu. Genellikle savaş ağası gibi davranan liderleri zorla yerel topluluklardan kaynaklar çıkarıyor. Bu uygulama isyancı ve bazı hükümet yanlısı milisler tarafından yerine getiriliyor.

İslam devletinin (IŞİD) ortaya çıkışı tüm bu eğilimleri daha kötü hale getirdi. Bu cihatçı grup değişken muharebe cephelerine yenilerini ekledi, daha fazla savaş ağası ortaya çıkardı, daha fazla dış müdahalelere mecbur etti ve en önemlisi toplulukları zalim ve fanatik yönetimi altına aldı.

5. Savaş Nasıl Dinle Alakalı Oldu?

Suriye iç savaşının dinle alakalı olmasından daha doğal birşey yok, fakat bu bölgenin politik güçleri de dini çizgileriyle birlikte rol aldı. Bu durumu anlamak için 100 yıl öncesinden başlamak daha yararlı olur.

Birinci Dünya Savaşı sonrası yenilen Osmanlı’nın şu an Suriye olan topraklarının kontrolünü Fransa ele geçirdi. Fransa tek başına gücü elinde tutamayacak kadar ufak azınlık gruplar üzerinden hüküm sürdü. Bunların arasında ordunun çoğunluğunu oluşturan Aleviler de vardı. Son Fransız birlikleri 1946’da ayrıldıktan sonra uzun bir süre karmaşa yaşandı. 1970 yılında Beşşar Esad’ın babası Alevi general Hafız Esad liderliğinde gerçekleştirilen darbe ile birlikte Suriye’nin ordusu daha da güçlendi.

Suriye’nin otoriter hükümeti Alevi ve diğer azınlıkları kayırarak mezhepler arasında sosyal ve politik bölünmeleri genişletti. Komşu Lübnan’daki mezhepsel iç savaş ve dindar Sünni politikacıların güçlenmesi bu bölünmeleri daha da derinleştirdi ve Aleviler de güçlü konumlarda kümelenmeye devam etti. Bu durum zaman zaman ülkenin Sünni Arap çoğunluğunun yeterli hizmet görmediğini hissetmesine yol açtı.

Suriye’ninki gibi azınlık hükümetleri istikrarsız olma eğilimindedir. Bunlar ayrımcılıktan ve daha kötüsü gücü kaybetmekten korkar ve çoğunluğu oluşturan grubu temel desteği olarak değil de potansiyel tehdit olarak görebilirler. Bu durum gücü elinde tutmak adına bu hükümetleri daha şiddet yanlısı haline getirir – Esad güçlerinin 2011’de barışçıl protestoculara ateş açması gibi.

Savaş kötüleştikçe çoğu Suriyeli mezhepsel kimliklerini temel alarak biat etti. Ama bu durumun başlıca sebebi dini veya etnik endişeleri değil. Daha çok savunma için. Diğer tarafın kendilerini mezhepsel kimlikleri yüzünden hedef göstereceğinden korkuyor, bu yüzden sadece aynı kimliğe sahip olanlarla birlikteyken güvende hissediyorlar. Bu durum zulüme katkı sağlıyor: Eğer Aleviler doğuştan Esad yanlısı ise, o zaman Sünni milisler bütün Alevi sivillerin birer tehdit olduğu ve ona göre davranmaları gerektiği sonucuna ulaşıyor.

Aynı zamanda İran – Suudi Arabistan temsili savaşı da bölgede Suudların Sünnileri, İran’ın Şiileri desteklemesiyle mezhepsel çizgilerde devam ediyor. Mezhepçilik iki ülke için de temsili güçleri beslemek ve diğer tarafa korku salmak için bir araç olarak kullanılıyor.

6. IŞİD Nasıl Oluştu?

Bu grup köklerini önceki iki savaştan ve yabancı işgalden alıyor: 1979’da Afganistan’a Sovyet istilası ve 2003’te Irak’a Amerikan istilası. İlkinde Sünni Arap gönüllüleri Afgan isyancıların yanında savaştı ve sonradan El Kaide dahil olmak üzere küresel cihatçı hareketini oluşturdu. İkincisinde El Kaide ve diğer Sünni gruplar Irak’a akın ederek Amerikanlara ve Irak’ın Şii çoğunluğuna karşı savaştı.

Buradaki kilit isim 90’larda Afganistan ve 2000’lerde Irak’ta savaşan Ürdünlü radikal Ebu Musab ez-Zerkavi. Zerkavi’nin görüşü ve metodları El Kaide’den de fazla ekstrem ve tiyatral idi. Şu an IŞİD ile ilişkilendirilen kafa kesme videoları, inançsız görülen Müslümanların toplu kıyımları ve Sünni – Şii savaşı olarak görülebilecek atakları içeren taktikleri sayesinde Irak’ta yıldızı parladı.

El Kaide kendisinin Irak’taki şubesi olması için Zerkavi’ye davet gönderdi fakat bu iki grup strateji ve ideolojileri üzerine anlaşama sağlayamadı ve on yıl sonra Suriye’de yaşanacak çatışmalara zemin hazırladı.

Zerkavi 2006’da öldürüldü ve Sünni Iraklılar sırtını dönünce grubu da zayıfladı. Daha sonra Irak’ın Şii çoğunluklu hükümeti otoriter ve mezhepçi bir şekilde çoğalarak Sünni azınlığı dışladı. Ayrıca birçok deneyimli askeri ve güvenlik yetkililerini temizleyerek politik yandaşlarla değiştirdi.

Zerkavi’nin sonradan kendilerine Irak’daki İslam devleti diyen varisleri 2011 ve 2012’de kendini yeniden yapılandırmak için koşulları değiştirdi. Bazı ekstremisleri Irak hapishanelerinden kaçırarak mesela. Liderleri Ebu Bekir el-Bağdadi, Zerkavi’nin görüşlerini vahiysel bir şekilde benimseyerek bölgedeki büyük değişim içerisinde yer tuttu.

Bağdadi üst subaylarından birini yeni bir El Kaide şubesi açmak için Suriye savaşına sokarak yeni bir cephe oluşturdu: El Nusra cephesi. 2013 yılında Bağdadi kendisini El Kaide’nin Suriye ve Irak’taki tüm güçlerinin komutanı ilan etti. Yıllar süren yoğun ortaklıktan sonra El Kaide ve Bağdadi yollarını ayırdı. Bağdadi – güçlerini şu an İslam devleri olarak adlandıran – eski ortağı El Kaide ile savaşmak için Suriye’yi işgal etti.

İslam devleti Suriye’de küçük bir ülke oluşturdu ve bunu 2014’te Irak’ı işgal etmek için bir üs olarak kullandı. Zerkavi’nin taktiklerini daha vahşi şekilde kullandılar, Orta Doğu çevresinde toplu kıyımlar gerçekleştirdiler ve zengin ve fakir ülkelerden asker topladılar.

7. Mülteci Krizi Neden Bu Kadar Şiddetli?

Suriye’deki savaş neredeyse beş milyon mülteci oluşturdu. Bu göç hepsi birbirinden korkunç üç problem doğurdu: mültecilerin kendileri için insani bir kriz, ev sahipliği yapan ilkeler için potansiyel bir kriz ve Avrupa’da ne yapılması ile ilgili politik bir kriz.

Suriyeli mülteciler hastalık ve kötü beslenme sorunları ile karşı karşıya. Ev sahibi ülkeler genellikle çalışmalarını kısıtlayacak önlemler alıyor ve bu durum mültecilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamasına engel. Birçok Suriyeli çocuk eğitimden mahrum kalıyor ve dolayısıyla bu problemi hayatları boyunca hissedecekler.

Çoğu Suriyeli mülteci onlara yardım edebilecek gerekli kaynaklara sahip olmayan komşu ülkeler Ürdün, Lübnan ve Türkiye’deler. Bu akımlar ev sahibi ülkeler için oldukça dengesiz bir durum özellikle de Suriyelilerin artık nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturduğu Ürdün ve Lübnan’da.

Birçok mülteci kamplardaki yaşama katlanamayıp Avrupa’ya olan tehlikeli yolculuğu tercih ediyor. Fakat Avrupalı seçmenlerin çoğunluğu bunları geri çevirerek Suriye ve diğer mülteciler dışarıda tutacak uygulamaları destekliyor.

Avrupalı liderler bu şikayetler etkisiyle daha fazla mültecinin gelmesini cesaretlendirmemek amacıyla bir noktada Akdeniz’deki arama-kurtarma görevlerini askıya aldı. Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılmasını savunan liderlerin dayanaklarından biri de Suriyeli mültecilerin kabul edilmesine karşı çıkmaktı.

Sonuç olarak birçok mülteci İtalya ve Yunanistan’daki kamplarda mahsur kaldı. Diğer birçoğu da Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken ölüyor. Avrupa ülkeleri ABD ve Kanada ile birlikte binlerce mülteciyi kabul etti fakat bu durum krize etki etmekten çok uzak.

KAYNAK

FOTOĞRAFLAR

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here